|
|
|
|
|
 |
| |
İyi Eğlenceler!
|
 |
Türkü Hikayaleri : Yaşanmış
Türkü Hikayeleri ve Sözleri
Yaz Gelende Çıkan Yayla Başına |
|
Yay gelende çıkam yayla başına,
Kurban olam kalem gibi kaşına,
Beni kınayanın gelsin başına,
Ağam nerden gider yolu yaylanın, Bingöl’ün hey!
Yayla yolları dumanlı olur. Boranlı olur. Karışık
olur! Hele yolu bilmeyenler için. Garipler için, zor
olur. Göz gözü görmez dumanlı yayla yollarında.
Gurbetliğin burukluğu, bir yandan; sıla özlemi bir
yandan. Bir de karanlık yayla yolları. Kahrolur
insan.
Düşler düşleri kovalar. Varıp sılaya götürür. Güllü
kızın eline bir testi verip, çeşmeye indirir.
çeşmenin suyu, yaylanın suyuna karışır. Kardan soğuk
su, Buz gibi. Güllü kız, allı kız. Yedi düvelde
şanlı kız. “Dumlu’dan filan ağanın kızı Güllü” dedin
mi bilmeyen yok. Şundan ki, varsıl bir ailenin kızı
Güllü. Güllü de tek çocuğu ailenin. O da yıllardan
sonra dünyaya gelmiş. Daha anasının karnında iken
adaklar adayıp kurbanlar kesmiş babası. “Eğer oğlum
olursa, yedi yıl saçına makas vurmam. Her yıl
kurbanlar kesip sadakalar dağıtırım. Yook kızım
olursa adını Güllü koyup güller gibi büyütürüm.
Vakti zamanı gelince de yaşı kadar altın getirene
veririm kızımı” deyip kavil etmiş.
Güllü kızın doğumu üç gün, üç gece davul zurnayla
kutlanmış. Güreşler tutulmuş, ciritler atılmış.
Dadaşlar sıra sıra dizilip bar oynamışlar. Bir
yandan da danalar, koyunlar boğazlanmış. Kazanlar
vurulmuş ateşe. Yenmiş, içilmiş.
Doğumuyla ünlenen Güllü kız, günden güne büyüyüp
serpilmiş, uzun saçlı, uzun boylu, ahu gözlü bir kız
olmuş ki, güzelliği dillere destan. Duyan duymayana,
gören görmeyene anlatıyor. Ondört yaşın tüm
güzelliği gelip çehresine yerleşince, sık sık kapısı
çalınır olmuş evlerinin “Allah’ın emri, Peygamber’in
kavli” diyen varıyor istemeye. Babası kısadan
kesiyor. “Benim kızım adaklıdır. Yaşınca altın
getirene gelin edecem Güllü’yü” diyor. O kadar!
Güllü derseniz daha çocuk. İpi babasının elinde.
Evliliği düşündüğü yok. Ama gelen gidenden de
tedirgin. Babası kime verirse hayır diyemıyecek.
Gelip gidenleri de anasından duyuyor Güllü. çoğunu
da tanımıyor, biyor. Komşusu Ömer, kapısını çalana
dek kimseye de ilgi duymuyor.
Ömer’in anasının kendini istemeye geldiğini duyunca
içinde bir şeyler kıpır kıpır kıpırdamış Güllü’nün.
Ömer’in bilmeyen kız var mı Dumlu’da! Ömer
yakışıklı, uzun boy, kara kaş, kara göz, çam dalı
gibi. Bir de yiğit ki Ömer dillere destan. Babasını
küçükten yitirmiş; bir anası, bir kendisi. Üç beş
dönümlük tarlalarını ekip dikip geçinip gidiyorlar.
Herkesin dilinde Ömer’’n efendiliği, çalışkanlığı.
Bir tek kişi çıkıp da “Ömer yaramaz. Ömer tembel.
Yalancı. Korkak” diyemez. Ömer’in adını anan “Neme
lazım. İyi çocuktur. Babasız büyüdü ya; el eline
muhtaç etmedi anasını. Kimin de işi düşse bitirir.
Yaşından büyük davranır Ömer. Olgun çocuktur” deyip
övdüler Ömer’i.
Ömer şu. Ömer bu. Neyse ne! Ama, Güllü Ömer’in adını
duyunca bir sevinmiş bir sevinmiş ki eh! “Allah vere
babam terslemese. Verimkar olsa Ömer’e. Ömer yiğit
çocuk” diye geçiriyor içinden. Derken anası
getiriyor haberi yine. “Baban, yaşın kadar altın
istedi. Yoksa vermem diyor. Ömer’in anası da ‘ne
isterse yetirecem’ diyesiymiş. Nasıl bulur bunca
altını bilmem. Tarla takımı satıp savsa neyle
geçinirler. İşi zor Ömer’in”.
Ömer derseniz kafaya koymuş Güllü’yi. Yaşı kadar
altın vız geliyor Ömer’e. Anasına güveniyor Ömer.
Bir de bileğine. Anası, kenarda köşede biraz para
biriktirmiş. “Ömer’im evlenirse ellerden geri
kalmasın, babasız büyüdüğünü anlamasın” diye
sandığının köşesine birkaç altın atmış. Ömer biliyor
bunu. Bir de Bingöl yaylalarına güvenir. Bingöl
yaylalarında iş çok. “Yeter ki Güllü’nün babası ‘he’
desin. Para kolay. çalışır, çabalar yetiririm
parayı” diyor. Güllü’nün babasının şartı ortada.
“Kim ki kızımın yaşı kadar altın getirirse kızımı
ona veririm.” O kadar! Bunu bilip; bunu söylüyor.
Güllü’nün yaşı ondört. Ondört altın gerekli yani.
Ondört altın dile kolay. Yolda serpili değil ki
toplasın insan. Bir ömür gerek. Sözün kısası, Ömer
Güllü’nün babasının isteğine “evet” diyor.
Anlaşıyorlar. Söz kesiliyor. Yüzüklerini takıyorlar.
Güllü de sevinçli. Ömer de Güllü seviniyor, çünkü
parası çok; aklı kıtın bir de isteyebilirdi. Babası
da ona verebilirdi. Hiç değilse Ömer gönlünce biri.
Ömer de sevinçli. “Nasıl olsa yetiririm altınları”
diyor. Gün ola, harman ola. Allah’ın günü çok. Yeter
ki Güllü beklesin.
İşlere öyle bir sarılıyor ki, kara saban dilleniyor
elinde. Toprak lime lime oluyor. Vakti saati gelip
ürün derleneceği zaman da kolları sıvayıp giriyor
tarlaya. Anası bir yandan; kendi bir yandan.
Güllü’yü de ancak kaçamak görüyor. Göz ucuyla
bakışıp geçiyorlar. Güllü’nün gözleri yalvarılı.
“Tez derle altınları” diyor sanki. Ömer daha çok
çalışıyor. Daha çok terliyor. Ürünleri kaldırıp,
altına çeviriyor. Topu topu beş altın oluyor elinde.
Üçü üründen, ikisi de anasından. Geride kalıyor
dokuz altın. Dile kolay. N’etsek ki! Beklemekle de
olacak iş değil. Anasına açıyor konuyu: “Ana bu iş
böyle yürümez. Bir çare düşünmek gerek. Tarlayı
toptan icarlayıp, gurbete gideceğim ben. Bingöl
yaylalarında iş çok. çalışır, çabalar yetiririm
altınları. Tamamlamadan dönmem”.
Anası derseniz düşünceli: “Sen gidersen ben küçük
n’aparım yalnız. Dayınlar hayırsız. Ölsem kulakları
duymaz. Güllü dersen babası inat. Komaz ki yanıma
gelsin. Sensiz n’aparım ben.” Ömer kararlı. İşin
oluru yok! Bingöl yaylalarına varıp çalışması gerek.
Altınları ondört’e tamamlamak şart. Güllü’nün babası
inat. Yoksa vermez Güllü’yü. Ömer’in kafası karışık.
Umudu Bingöl yaylalarında. “Gider Hasan’ı bulurum”
diyor. “Hasan iyi çocuktur. Hemşehri canlısıdır
Hasan. Nede olsa çocukluk arkadaşımdır. Bana da iş
bulur. İyi para getirsin yeterki. Ne olsa yaparım.
Ağaç keserim. çobanlık yaparım. Salcılık yaparım. Ne
olsa yaparım. Yeter ki parası bol olsun”. Ömer
bunları düşlüyor ya, Güllü habersiz. Anası haberi
iletince, iki gözü iki çeşme Güllü’nün. “Dağlar
adamı yutar. Dağlara güven olmaz. Karı var, tipisi
var. Yaylası, boranı var. Eşkiyası, yabanisi çok
olur dağların. Bingöl dağlarında az adam mı kaldı?
Vazgeçsin Ömer. Ben bir ömür beklerim. Yetek ki
gitmesin” diyor.
Ömer kararlı. Bir akşam üstü varıp Güllü’nün
babasını görüyor. “Böyle iken böyle, ben gurbete
gidiyorum. Altınları tamamilayıp geleceğim.
Güllü’nün emaneti size. Anama da göz kulak olun”
diyor. Sabahına da yola düşüyor. Şura senin, bura
benim. Varıp Bingöl’e ulaşıyor. Sora sora Hasan’ı
buluyor. Hasan kucak açıyor Ömer’e. çalıştığı yerde
iş de buluyor.
İş de iş! Dağların tepesinden ağaç kesip, sal
yapıyorlar. Murat Suyu’na kadar suyuna kadar
indiriyorlar. Murat Suyu’nda, geceli gündüzlü yol
alıp da aşağılara indiriyorlar ağaçları. Dile kolay.
Sal üstünde gecelemek zor. Gün oluyor, sal bir
kıyıya saplanıyor. Gün oluyor param parça dağılıyor.
Tulumlarla ağaçları toplayıp, yeniden kuruyorlar
salı. Bir de suyun nemi var. Küt küt öksürtüyor
adamı. Ciğerlerine işliyor sabah soğuğu. Ama olsun.
İyi para alıyor Ömer. Güllü’süne kavuşmanın başka
yolu yok. Salın bir kenarına çekilip, tütünü sardı
mı hep Güllü’yü kuruyor. Kuşağı altın dolup iniyor
yayladan. Varıp Güllü’nün kapısına dayanıyor. Elini
kuşağına atıp, çıkarıyor altınları. Tek tek sayıyor.
Anasındakilerle ondört altın. Günler, aylar, yıllar
hep bu düşünceyle geçiyor. Beşinci yılın sonunda
altınları tamamlıyor Ömer, tek tek sayıyor. Tam
dokuz altın. Beş de anasındakiler. Etti ondört. Bir
sevinç, bir özlem. Bir yorgunluk. Hepsi karışıyor
birbirine. Beş yıl, dile kolay. Arada bir gelen
giden oluyor, haber alıp, haber iletiyor. O kadar!.
Anasının, Güllü’nün sağlığından gayrı merakı yok
zaten. Kışın karı, tipisi de vız geliyor. Tek
düşüncesi Güllü, bir de ondört altın. Dönüşü,
gelişinden hızlı oluyor Ömer’in. Atını da daha hızlı
sürüyor. Dağ bayır, ova demiyor. Bir gecenin
sabahına varıp ulaşıyor Dumlu’ya. Anasında bir
sevinç, bir gözyaşı. Beş yılın özlemiyle sarılıyor
oğluna. Oturup dertleşiyorlar. Olanı biteni
anlatıyor anasına. Dağların doruğundan odun
indirmenin güçlüğünü, karın tipinin adamı nasıl
yuttuğunu bir bir sıralıyor. Sonra da çıkarıp
altınları döküyor ortaya. “Sendekilerle tam ondört
altın ana. çok rezillik çektim. Ama, rezilliğe
değdi. Gayri babası direnemez Güllü’nün. Ağzını
kitledim.”
Sabahı zor ediyor Ömer. Tezden varıp Güllü’nün
babasını arıyor. Kuşağından altınları çıkarıp
döküyor ortalığa. Tam ondört altın. çil çil.
Güllü’nün babası sayıyor altınları. Sonra da elini
sakalına atıyor, “Ben kızımın yaşı kadar altın
isterim demiştim. O zaman ondört yaşındaydı. Aradan
beş yıl geçti. Şimdi ondört yaşında değil. Artık
ondokuz yaşında. Beş altın daha getirmen gerek.
Yoksa Gülilü’yü alamazsın” deyince, Ömer’in başı
dönüyor. Gözü kararıyor. Olduğu yere yığılıyor. Bir
Güllü’yü düşünüyor; bir de Bingöl yaylalarını.
Yaylanın da yolları. Karışık olur yayla yolları.
Hele karda tipide. Gözüne büyümüş Ömer’in. “Acaba
borcum olsa, sonra ödesem” diyecek olmuş, Güllü’nün
babası inat “Benim adağım var. Kızımı yaşı kadar
altın getirene vereceğim. Ya beş altın daha
bulursun, ya da Güllü’den olursun” deyip kestirmiş.
Ömer kanatları kırık dönmüş eve. Başını ellerinin
arasına alıp, dalmış düşünceye. Anası, daha da
üzgün. Güllü’nün ağzını bıçak açmıyor. “Alsın
kaçırsın beni” diyor. Ama Ömer kararlı. “Altınları
tamamlayıp babasının ağzını kapatacağım. Yeter ki
Güllü sabırlı olsun. Biraz daha beklesin” diyor.
çok geçmeden de hazırlanıp, Bingöl yollarını
tutuyor. İyi. Hoş. Ama mevzim kış. Yayla yolları
dumanlı. Kar diz boyu. Göz gözü görmüyor. Bu
türkünün öyküsünü anlatanlar, Ömer’in anasının “illa
ki yazı bekle de öyle çık. Yayla yolları kışın
geçilmez. Adamı yutar. Gel vazgeç. Yüreğim razı
değil” deyişini dinlemediğini söyler.
Ömer “er kalkan yol alır, er evlenen döl alır.
Güllü’ye kavuşmanın yolu bu. Ben gidiyorum” deyip
atlamış atına. Atlamış ya, yollar kötü. Kar, tipi,
ayaz karışık. Şaşırıp kalmış Ömer. Acep yaylanın
yolu nerden aşar ki? Her yer kar. Bir de duman var
ki. Duracak gibi değil. Soğuk dondurur adamı. Sözün
özü, düz yol belleyip, uçuruma sürmüş atını Ömer.
Sürüş o sürüş. Aradan aylar geçip, karlar eridikten
sonra bulunmuş Ömer’in cesedi. Haber anasına
ulaşınca, kadın dizlerini dövmeye başlamış. Güllü
deseniz, deli divane. Halk üzgün. “Yaz gelseydi de,
yola çıksaydı” diyor kimi; kimi “hep Güllü’nün
babası sebep. Kızını mal gibi satıyor. Beş altın da
eksik olsaydı” diyor. Ama, Ömer’in öyküsünü, türküye
dökmekten de geri kalmıyor. “Yaz gelen de çıkam
yayla başına” deyip duygularını dillendiriyor halk.
Kaynak:
Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler -3
İstanbul-2002 |
|
|
|
|