|
|
|
|
|
 |
| |
İyi Eğlenceler!
|
 |
Türkü Hikayaleri : Yaşanmış
Türkü Hikayeleri ve Sözleri
Bebek Türküsü |
|
Elmalı'dan çıktım yayan
Dayan hey dizlerim dayan
Emmim atlı, dayım yayan
Bebek beni del eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Vakit sabahın seheri. Köyün köpekleri acı acı
havlıyor. Düşmana saldırır gibi havlıyor köpekler.
Biraz sonra köyde ışıklar yanmaya başlıyor. Köylüler
çıralar yakıp, fırlıyorlar dışarı. İlkin ağıllara
koşuyorlar. Hırsızlar mı bastı köyü, yoksa kurtlar
mı indi dağdan... Belki de Zeybek Karasu'lu
geçiyordur köyün kıyısından. Çok geçmeden gün
ağarıyor. Her şey ayan beyan görünüyor. Köyün
karşısındaki Çatalçam sırtlarına yörükler konmuştu.
Bütün sırt koyun sürüleri, deve katarlarıyla
doluydu. Kara çadırların önünde, iri isli köpekler
kıvrılmış yatıyordu. Yörük kızları, kollarında
tulumlar, ağaç bakraçlarla dereye suya iniyorlardı.
İlerdeki Boztepe'de dört beş atlı bir şeyler
konuşuyorlardı. Bunlar Oba Bey'i ve Obanın ileri
gelenleriydi.
Kuşluğa doğru güneş yükselip çadırlara gitmeye
başladı. Çamların altına kilimler serildi, minderler
döşendi. Kıl poturlu yörükler, yırtmaçlı entarili
kadınlar çadırlardan çıktılar. Gölgelere oturdular.
Öğleye doğru Yörük Bey'i obaya indi. Çamların alaca
gölgesinde, otları, suları gözden geçirdi. Sonra da
yanındakilere "Burada fazla kalamayız. Otlar
kurumuş, sular çekilmiş. O güne kadar buradan göçüp
Seki'ye konaklayacağız" deyip atını mahmuzluyor.
Varıp çadırına giriyor, çok geçmeden av kuşamlarıyla
çıkıyor dışarı. Atına atlayıp sırtlarına kovuyor.
Köylüler yörüklerin gelişine hem seviniyor, hem
üzülüyor. Üzüntüleri şundan ki; yörük deyince akla
koyun, deve, keçi, at gelir. Malı bol olur yörüğün.
Zaten geçimi de bunun üstüne. Mal da söz anlamaz ki,
ekindi, bağdı, bahçeydi girip ziyan verir. Bunun
için köylü, yörüğü istemez. Ama, elindeki üzümünü
buğdayını satması için de sevinir yörüğün geldiğine.
O günde öyle oldu. Köy kızları omuzlarına aldılar
sepetleri, üzümüdü, incirdi taşıdılar yörük
çadırlarına. Üstelik bayram yakın olduğu için, para
gerekliydi herkese.
Fadime de evdeki iki sepet üzümden birini yüklendi
omzuna. Yetim kardeşlerine bayram giysileri alacaktı
üzüm parasıyla. Bir yandan alacaklarını düşünüyor,
öte yandan dilinde türküsü çadırlann bulunduğu
Çatalçam'a doğru yürüyordu. Çadırlara yaklaşırken,
obanın köpekleri havlayıp, sardılar çevresini. Ne
yapacağını şaşırdı ilkin. Sonra yanındaki taşa
ilişti gözü. Sıçrayıp taşın üstüne çıktı. Bir yandan
da bağırıyordu. Çok geçmeden, en yakın çadırdan
yaşlı bir kadın çıktt. Köpekler huylandı. Fadime'yi
taşın üstünden indirip çadırına aldı. Bir yandan
soğuk ayran; bir yandan höşmerim sundu konuğuna.
Biraz sonra da Oba Beyi geldi atıyla. Avladığı
keklikleri uzattı anasına. Sonra da atını bağlayıp,
girdi çadırına. Fadime'ye ilişti gözü. Anası "Yanıkhan'dan
üzüm getirmiş satmaya. Köpekler çevirdi de zor
kurtardım" dedi. Beyin bakışlan Fadime'nin iri kara
gözlerine takıldı. Bir süre ayıramadı. Sonra, "Üzüm
kaç okka?" dedi. Fadime, utangaç utangaç "Çekilmedi"
dedi. Oba Bey'i "on okka saysak nasıl olur?" deyince
"Hayır on okka geçmez. Hak geçer" diye cevapladı.
Bey "Bizim okkamız, terazimiz yoktur. Biz de el
ölçü, göz terazidir. Benim gözüm o kadar tuttu.
Eksiği artığı varsa, birbirimize helal ederiz deyip
parayı uzattı Fadime'ye. Sonra yola kadar uğurladı.
Bir yandan da "Senin üzümlerin çok iyi. Yine
getirsen alırım" diye tenbihledi. Fadime de; "Bir
sepet daha kaldı. Onu da bayram sonu getiririm"
deyip seke seke indi bayırı. Bey arkadan baka kaldı.
Çadırına döndüğü zaman içinde bir eziklik, gönlünde
bir hoşluk duydu. Kendince kurdu Fadime'yi. Nasıl da
ceylan gibi seke seke koşuyordu. Ya o kaş, o göz.
Bizimkilere hiç benzemiyor diye, alıp verdi, alıp
verdi. Anası, oğlundaki bu değişikliği farketmedi
ilkin. Ama öyle dalgınlaşmıştı ki Bey. Anasının
söylediklerini duymuyor, dalıp dalıp gidiyordu.
Anası "Oğul n'oldu sana? Dediklerimi duymuyorsun. Ne
dediğini de bilmiyorsun. Köy kızı aklını mı çeldi,
nedir?" Bey, "Yok be ana. Güzel bir kız ama, bilmem
ki" diyor.
Bir yandan bilmem ki diyor, öte yandan av
bahanesiyle Fadime'nin köyüne iniyor sık sık.
Gözleri onu arıyor. Anası tümden karşı bu işe.
Nedeni de: aşiret töresine aykırı. Daha Kıroba
Aşireti'ne yabandan kız girmemiş. Obanın erkeği,
obanın kızıyla evlenmiş o güne dek. Hem oğluna,
dayısının kızını almayı kurmuş anası. Kızın anasıyla
da konuşmuş meseleyi. Şimdi bu köy kızı araya
girerse, işler tümden bozulacak diye düşünüyor.
Gün günü eskitip, bayrama ulaşıyor. Bayrama ulaşıyor
ya, aşiret arasında da homurtu dolaşıyor giderek.
"Biz buraya on günlüğüne konmuştuk. Bu gün onbeşinci
gün oluyor. Daha hareket yok. Bey'den ses çıkmıyor.
Sürüler otlaktan aç dönüyor. Kimi hayvanlar zehirli
ot yeyip ölüyor. Daha ne kadar bekleyeceğiz burada".
Dalga dalga yayılıyor söylenti. Varıp Oba Beyinin
anasının kulağına ulaşıyor. Anası çekiyor Bey'i
çadıra. "Oğul aşeritte ikilik oldu. On günlüğüne
konmuştuk, on beşi geçti. Ne suyu su; ne otlağı
otlak. Daha ne bekliyoruz burada".
"Hele birkaç gün daha sabretsinler, bizim de bir
düşündüğümüz var" deyip kesiyor anasının sözünü Bey.
Oba töresi böyle. Kimse de ağzını açıp itiraz
etmiyor. Beyin aklı da Fadime'de. Bayram geçince
üzüm getirecekti. Daha görünmedi, diyor kendi
kendine. Gözleri de köy yollarında. Derken bir sabah
görünüyor Fadime. Yanıkhan'dan Çatalçam'a çıkan
yolda görünce Fadime'yi, bir koşu varıp karşılıyor
Bey. Karşılıyor da omuzunda ki sepeti alıyor. Çadıra
yürüyorlar. Obadakiler şaşkın. Oba Bey'inin bir köy
kızının ayağına koşmasını kimse iyi karşılamıyor.
Anası, Fadime'nin çadıra girmesiyle suratını asıyor.
Yarım ağız "hoş geldin" deyip, işine dalıyor. Fadime
şaşıp kalıyor. İlk gelişindeki izzet ikram nerde,
şimdiki surat asıklığı nerde? Sıkılıyor Fadime.
Tatlı dil, güler yüz görmediği çadırdan kaçmak
geçiyor aklından. Oba Bey'i durumu anlıyor. Sevdiği
ile saydığının arasında Bey. Anasına bir şey
diyemiyor. Fadime'ye sadece mahcup mahcup bakıyor.
Sonunda, sepetteki üzümü boşaltıp, para kesesindeki
tüm parayı boşaltıyor avucuna Fadime'nin. Fadime
şaşkın,aldığı parayı avuçlayıp çıkıyor çadırdan.
Ağır ağır iniyor Çatalçam'ı.
Öte yandan Bey'de bir keder, bir üzüntü. Söylemeye
başlıyor kendi kendine:
Yaylaları yuvalı
Güzeller yaylalı
Fadime gibi görmedim
Anamdan doğalı
Anasının korktuğu başına gelmişti. Fadime'ye
tutulmuşlu oğlu. Onun sevda türküsüne, maniyle
karşılık verdi:
Ben bu yaylara yayla mı derim
Başı pare pare kar olmayınca
Ben böyle güzele, güzel mi deriim
Aslı türkmen, soyu bey olmayınca
Böylece Bey'in gönlünü Kıroba'ya çekmek istiyor. Ama
Bey hiç oralı değildi. Sanki kendine söylenmiyordu.
Varsa Fadime, yoksa Fadime. Fırsatını bulunca da
tüfeğini omuzlayıp, köy yolunu tutuyordu. Köy
çocuklarından öğrendiği Fadime'nin evinin önünden
geçiyor, belki görürüm umuduyla, dolanıp duruyordu
köy yollarında. Köy gençleri tedirgin. "Bey'se
beyliğini bilsin. Yabanın yörüğü kızlarımızla dalga
geçmesin" diyorlar. Köy büyükleri bakıyor ki işin
tadı kaçık. Fadime'nin yüzünden, köylülerle yörükler
birbirine girecek. "Bir çare bulalım" diyorlar.
Öte yandan Bey'in anası da oba büyüklerini çadırında
toplayıp durumu olduğu gibi anlatıyor. O güne dek,
Kıroba soyunda görünmeyen bu durum, tüm obadakileri
derinden üzüyor. Söyleniyorlar "Obada erlik
yufkalaştı mı? Yangınlık yanımızdan geçmezdi.
N'oluyor törelere" diyor kimisi; kimi de "Köylü
kancığı göçebeye gerekmez. Çarığı çayda kalır köy
kızının" diye karşı çıkıyor. Sonunda Oba Beyi'nin
amcası kalkıyor ayağa. Ağır ağır, tane tane
konuşuyor. "Obaya antlıyız. Suyun akıntısına
gidelim. Bunu bilip, bunu hayır belleyelim.
Bey'imizi isteğiyle everelim. Obanın ayağı bağdan
kurtulsun" deyince herkes boyun eğiyor. Kimse karşı
çıkmıyor. Kıroba Aşireti'ne ilk kez yabandan bin
kızın gelmesi, böylece kabul ediliyor obada.
Anası, haberi Beye ulaştırınca çok seviniyor Bey.
Seviniyor da tez elden köy imamına haber salıp,
çağınıyor. Fadime'nin istenmesi, düğün, nişan işini
imamsa bırakıyor Bey.
Fadime derseniz, olan bitenden habersiz. Başında
büyüğü de yok. Kendinden küçük iki kardeşiyle
kalıyor. Üç-beş dönümlük bahçesini de köylünün
yardımıyla ekip yetiriyor. Oba Beyi nin kendisine
talip olacağını aklından bile geçirmiyor. Ne zaman
ki, imam koşa koşa gelip "Müjdemi isterim: Oba
Bey'i, Allah'ın emriyle talip oluyor sana" deyince
anlıyor meseleyi. Anlıyor da bir şaşkınlaşıyor, bir
donuyor. Ne diyeceğini bilemiyor. Ama hangi kız
istemez, anlı şanlı Kıroba Aşireti'ne gelin olmayı.
Fadime durumu öğrenince şaşkınlaşıyor ilkin,
susuyor. Köyünü, alıştığı çevresini, kardeşlerini
düşünüyor. Üç-beş hısım akrabadan başka, başında
büyüğü de yoktur Fadime'nin. Sahipsizliğini,
yoksulluğunu düşününce, için için seviniyor.
Köylü derseniz "Başına talih kuşu kondu. Kime kısmet
olur böylesi. Koca Kıroba Aşireti'nin gelini olacak.
Bir eli yağda, bir eli balda. Develer, koyunlar,
keçiler sürü sürü. Kısmetli kızmış Fadime" diyor
kimi. Kimi de : "İnsanın sonu iyi gelsin. Anasız
babasız yetimleri büyüttü. Onlara analık, babalık
yaptı. Tanrı gönlünce verdi. Sonu da iyi oldu
Fadime'nin" diyor. Köy Muhtarı ile imamı da ortalığa
düşüp, işi tez elden bitirmeye çalışıyortar.
Fadime'nin hısımlarıyla konuşuyorlar. Rızalık
altyorlar. Sonunda köyün büyükleriyle, obanın ileri
gelenleri bir araya gelip, Allah'ın emriyle
istiyorlar Fadime'yi. Düğün gününü
kararlaştırıyorlar. Yörük düğünü de düğün olur hani.
Bir yandan davul zurnalar; bir yandan çengiler...
Sonunda Yanıkhan'lı Fadime, Kıroba Bey'in çadırına
gelin ediliyor. Fadime'ye gelinlik yakışıyor.
Güzelliğine güzellik katılıyor. Obadakiler buruk.
Kimisi "Yarın görürüz Fadime'yi. Yörüğün göçüne
dayanamaz, ilmik ilmik dökülür. Ne deveyi ıhtırır,
ne tuluğu şişirir.. Koyunu keçiyi de yörük kadar
bilmez köy kızı" diyor; kimi de, "Bey'in kaderi
böyleymiş. Eliyle etti, boynuyla çeksin. Olan oldu."
deyip işi oluruna bırakıyor. Üç gün, beş gün, bir
hafta, on gün daha kalıp, çadırları yıkıyor Kıroba
Aşireti. Aşiret dediğin bir yerde oturup kalamaz.
Yem, yiyecek tükenir. Mallar toprağa saldırır yoksa.
Açlık, hastalık getirir sürüye. Kırım kırım kırılır
mallar. Onun için sık sık yer değiştirir yörük.
Otlağın yeşilini, suyun bolluğunu seçip konaklar.
Çatalçam sırtlarını da zaten kel etmiştir hayvanlar.
On günlüğüne konup Fadime'nin yüzünden takılır
kalmıştır oba.
Oba yükü yükler. Develer katar olur, sürüler yola
dizilir. Fadime'yi tutar bir ağıt. Kolay mı doğup
büyüdüğü, koşup oynadığı köyü terketmek. Dostu
ahbabı, hısmı, arkadaşı bir bir dolaşıp, helallık
alıyor. Teselli buluyor. "Nasıl olsa döner dolaşır,
yine gelirsiniz. Yörüğün konağı olmaz. Çatalçam'ın
suyu kurumaz, Bozpete'nin yeşili solmazsa yolun
uğrar buraya. Vargit yolun açık olsun. Bizi unutma.
Gelenle haber ilet, gönlünde yaşat bizi "deyip
teselli ediyorlar. Fadime kardeşlerini de alır,
koyulur yola.
Şurası senin, burası benim dolanıp durur Oba. İlkin
zor gelir Fadime'ye. Ama zamanla alışır. Tam bir
yörük olur. Kaynanasıyla da arası düzelir.Obadakiler
de sever sayar Fadime'yi. Kocası derseniz, araları
çok iyi. Bir güne bir gün, kötü söz duymuyor
kocasından. Yazın yaylaya çıkıyor oba, kışın da
ovaya iniyor. Günler su gibi akıp gidiyor. Üç yıl,
göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçiyor. Üç yıl
geçiyor ya, Fadime'de bir şey yok daha. Yani ki
doğurmuyor. Obayı bir dedikodu sarıyor. "Fadime
kısır, doğuramaz" diyorlar. Kaynanası ilkin karşı
koyuyor dedikodulara. Sonunda o da mırıldanmaya
başlıyor. "Soyumuz sopumuz kuruyacak. Neslimiz
tükenecek. Şunca yörüğü bıraktı da, köy kızıyla
evlendi. Muradımızı gözümüzde koyacak" diye
dövünüyor anası. Oba kızları da "Oh olsun. Bunca
yörüğü bıraktı da, köy kızı getirdi. O da kısır
çıktı" diyor. İçin için yıkılıyor Fadime. Alıyor
veriyor, alıyor veriyor. Elinden bir şey gelmiyor
ki. Adaklar adıyor. Muskalar yazdırıyor. Ama boş.
Kimden bir umutlu söz duysa koşuyor yanına.
Konuşuyor da okutup üfletiyor, yazdırıp takıyor
boynuna. Ama boş. Kimsenin yüzüne bakamıyor obada.
Gelip evliliğin yedinci yılına dayanıyor. Dilediği
de yedinci yılda gerçekleşiyor. Fadime'nin yüklü
olduğu, kulaktan kulağa dolaşıyor obada. Beyin
keyfine diyecek yok. Anası derseniz, soğuktan sıcağa
vurdurmuyor elini. "Sen yüklüsün, işleri bırak.
Kıran girmedi bunca aşirete. Çalışıp yetirsinler'
diyor. Sık sık konup göçmeyi de bırakıyor aşiret.
Çobanlar sürüleri uzak kırlarda otlatıp, akşam
olunca getiriyorlar obaya.
Uzun sözün kısası, vakti saati gelince, nur topu
gibi bir oğlu oluyor Fadime'nin. Üç gün üç gece
şenlik yapıyor oba. Yeniliyor, içiliyor. Davarlar
kurban ediliyor, kazanlar kaynatılıyor. Oğlunun
adını "Ali" koyuyor Bey. Babasının adı yerde
kalmasın istiyor. Ali de Ali! Topaç gibi. Bir
seviyor ki anası, yerlere kondurmuyor. Ali'nin
kırkını geçince, göçe karar veriyor oba. Ne zaman ki
kırk gün doluyor, törenle yıkıyorlar çocuğu.
Leğenine gül suyu döküp, kırkduası okuyorlar üstüne.
Ertesi gün sabahına da yol hazırlığına başlıyor oba.
Denkler denkleniyor; yükler yükleniyor. Develer
katarlanıp, koyunlar sürüleniyor. Akşama doğru da
oba tüm hazırlığını tamamlayıp, yola koyuluyor.
Develerin en yükseği, en başı yumuşak olanı da
Karamaya. Fadime, Karamaya'yı bir güzel tımar
ettiriyor, süslüyor. Dizlerine takurdaklar, boynuna
büyük havan çanını takıyor. Ak kundağında uyuyan
bebeğini de bir ala kilime sarıp, çadırın eşiğinde
duran yeşil çam beşiğe yerleştiriyor. Beşiği de
devenin havut ağacına asıyor. Koyuluyorlar yola.
Karamaya'nın ipi, Fadime'nin elinde.
Akşamın serinliğinde yolculuğun tadı başka olur.
Hele yol, iki tarafı ağaçlık, yemyeşil bir yol
olursa. Hele hele yol boyunca, ala kargalar, akşam
kuşları, sığırcıklar, serçeler vızır vızır gezerse
katarın üstünde, doyum olmaz yolculuğa. Doyum olmaz
ya; Fadime de oğlunu göresiyor. Karamaya'yı ıhtınp,
doya doya öpmek sevmek geliyor içinden. Ama, yol
ağaçlık, karanlık üstelik. Bekliyor ki sabah olsun.
Sabaha da bir şey kalmadı. Elmalı'ya konacak oba.
Bey önceden gidip, konak yerini seçecek, obayı da
orada bekleyecektir. Sabah oldu olacak. İki köpek
sesleri duyuluyor. Biraz sonra da Elmalı görünüyor.
Oba ağır ağır giriyor Elmalı'ya. En arkada da
Fadime'nin devesi Karamaya var. Fadime sabırsız. Bir
an önce deveyi ıhtırıp, oğlunu kucaklamak istiyor.
Oba hareketli. Herkes devesini ıhtırıp, yükünü
boşaltıyor. Gök çimenlerin üstü ana-baba günü. Bir
yandan ak sürüler dönüyor, bir yandan güzel yürük
kızları sağa sola koşuyor. Fadime de ağır ağır
ıhtırıyor, ıhtırmasıyla da haykırıp bağırması bir
oluyor.
"Yavrum Ali'm yok. Ali'min beşiği boş. Ali'm yok"
diye feryat ediyor, herkes ona koşuyor. Bakıyorlar
gerçekten Karamaya'nın havut ağacına asılı olan
beşiğin içi boş. Yeller esiyor Ali'nin yerinde.
Fadime saçını başını yolmaya başlıyor. Oba büyükleri
tez elden atlarını döngeri edip yollara düşüyor.
Emmiler, dayılar düzülüyor yola. Kimi atlı, kimi
yayan, dönüp yolları tarıyorlar. Dayı al atını
herkesten önde sürüp, aralıyor diğerlerini. Fadime
de yayan yapıldak düşüyor yollara. Geçtikleri
yollarda umudu. Bir yandanda ağlıyor. Hem ağlıyor,
hem söylüyor. Bebek oy, diyor. Ninni diyor. Diyorda
diyor.
Gün akşama yakınken, dayı Çiçek Dağı'nı tutuyor.
Tutuyor ki, yol karardı kararacak. Yol boyu da sıra
sıra ağaçlar. Ağaçların üstünde de kuşlar. Allı
yeşilli cıyak cıyak kuşlar. Ta uzaklardaki bir
ağacın tepesinde de bir küme kuş. Ama alıcı, yırtıcı
kuş bunlar. İnip inip kalkıyorlar ağacın üstüne.
Dayı mahmuzluyor atını. Bir solukta varıp ulaşıyor
ağaca. Varıyor ki, ne görsün. Bebeğin kundağı bir
ağaçta asılı. Bebeğin sarılı olduğu kilim, kanlar
içinde sarkıyor ağaç dalından. Kol bezi dolanmış
kalmış ağaç dalına. Kuzgunlar, leş kartalları da
inip inip kalkıyor ağaca.
Dayı atıyla ağacın yanına vardığt zaman, artık bebek
eski bebek değildir. Bebek demeye bin şahit gerek.
Bebek gözsüz olur mu? Göz yerinde iki oyuk kalmış
sadece. Derileri de lime lime. İlkin sarsılmış dayı.
Sonunda toplamış kendini. Arkadan gelen Fadime'yi
döşünmüş. Tez elden bir çukur kazıp, gömmüş bebekten
kalanları. Bir tek kol bezi asılı kalmış dalda.
Sonra da döndürüp sürmüş atınt. Çok gitmeden
karşılaşmışlar Fadime'yle. Anlatmış durumu dayı.
Atına terkileyip, sürmüş obaya. Terkilemiş ya,
Fadime feryat fıgan içinde.Obada herkes yaslı.
Kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Bey derseniz, konak
yerine dönmemiş daha. Habersiz olanlardan. Beyin
anasının elleri dizlerinde. Arada bir de başını
döğüyor. Fadime yerden yere atıyor kendini. Sonunda
gözlerinden ırayıp bir kuytuya çekiliyor.
Derler ki, obadaki son günü oldu bu Fadime'nin.
Akşamın karanlığında, el ayak çekildikten sonra,
ortalardan kayboldu Fadime. Bir daha da gören
olmadı. Ama bebeğin asılı kaldığı ağacın yakınından
geçenler günün her saatinde, yanık içli bir kadın
sesinin ağlayan, ağlatan yankılarını duydular uzun
süre. Bu, oğlunu yitirdikten sonra, delirip dağlara
düşen Fadime'nin sesidir diyor duyanlar.
Elmalı'dan çıktım yayan
Dayan hey dizlerim dayan
Emmim atlı, dayım yayan
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Kol bezin dalda bulduğum
Adını Ali koyduğum
Yedi yılda bir bulduğum
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Gökte yıldızlar ışılar
Kuzgunlar üleş bölüşür
Çadırda düşman gülüşür
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Deve var deveden yüce
Deveyi yüklettim gece
Nic' edeyim aman nice
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Kaynanam samur kürklü
Develeri kahve yüklü
Yad-yaban değil Yörüklü
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Çadın cibiş kılından
Pazvandı çıkmaz kolundan
Kurtulamam ben dilinden
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Tuzladan aldım tuzunu
Akdağ' a serdim bezini
Kargalar m'oydu gözünü
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Ak memeden sütler akar
Kavim kardaş yola bakar
Yasımız obayı yıkar
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Deveyi deveye çattım
Yuları boynuna attım
Bebeği dağlara attım
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktt kül eyledi
Ala kilime sardığım
Yüksek mayaya koyduğum
Yedi yılda bir bulduğum
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Havada kuzgun dolaşır
Kargalar leşi bölüşür
Kara haberi ulaşır
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Tabancamın ipek bağı
Baban bir aşiret beyi
Kanlım oldu Çiçekdağı
Bebek beni del'eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
Kaynak:
Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler 1
İstanbul, 1999 |
|
|
|
|