|
|
|
|
|
 |
| |
İyi Eğlenceler!
|
 |
Türkü Hikayaleri : Yaşanmış
Türkü Hikayeleri ve Sözleri
Aksaray Davetlisi |
|
Yaklaşık 1900 yıllan... Temmuz
güneşinin Anadolu'yu yakıp kavurduğu günlerde, Konya
'ya yakın köylerden birindeyiz. Bir evin temelleri
yeni bitmek üzere. İri yan bir adam koca elleriyle
güneşe inat, koca koca taşlan yontup, temeli
yükseltmek için ha bire çalışmakla meşgul. Bir
yandan da çamur isteyip, amelelere daha sıkı
çalışmalarını tembih ediyor. Dört beş amele, bir
ustaya çamur ve taş yetiştirmekte güçlük çekiyorlar.
Etraf an kovanı gibi. Taş ve çekicin işlemenin ve
işlenmenin verdiği hazla çıkardıkları ses, dalga
dalga çevreye yayılıyor. İri yan koca elli adam bir
terini siliyor, bir temele taş koyuyorken, gözü
tulumbanın başında, su içme bahanesiyle oyalan
ameleye takılır. Gümbür gümbür bir ses ile amelenin
yüreğini oynatır. Amele hemen küreğini alıp çamur
karıştırırken, ''Ne sert bir adam'' diye düşünür.
Oysa bilmez ki, kaba saba adam diye tasvir ettiği
kişi ne kadar ince ruhludur!..
Oysa bilmez ki, taş kıran kerpiç kesen o eller,
kanun üzerinde dolaşırken, al yazmalı körpecik köylü
kızının kınalı narin ellerinden farksız olduğunu!..
Nerden bilsin ki o koca elli adamın Gökmen Hasan
Hüseyin Ağa olduğunu. Nerden bilsin ki, Gökmen Hasan
Hüseyin Ağa'nın Konya'da namı olduğ1mu, Konya
oturaklarının değişmez siması olduğunu.
Ve yine bilmez ki, geleli daha birkaç gün olmasına
rağmen, yüreğinin sıla hasretiyle çarptığını.
Konya'yı, tozlu Aksinne'sini.
Külahçı sokağının karşısındaki alçacık da köhne
kerpiç evini.
Muhabbetin pervasızca sunulduğu, günlerin haftaların
kısaldığı Konya oturaklarını, "Şabab oğlan"
türküsünü, ihvanını, yaranını özlediğini, kanun
tellerin nağme olup gezinmeyi arzu ettiğini nerden
bilsin ki?!..
O koca elli adam, Gökmen Hasan Hüseyin Ağa, bir
yandan terini siliyor, bir yandan yonttuğu taşı
itina ile yerine yerleştiriyor.
Taş yontarken çekicin çıkardığı ses sanki akşam
yakacağı türkünün, dillerden düşmeyecek türkünün,
çığ çığlık habercisi idiler.
Derken, güneş kızgınlığını yitirip gece ülkesine
yolculuğunu hızlandırınca, işi bırakırlar.
O koca elli, ruhu kanun telinde dolaşan adam, Gökmen
Hasan Hüseyin Ağa, bulgur aşını yedikten sonra bir
''Kalıp carası2'' yakar.
Başını aktaşa koyar, uzanır. Sigara dumanının adında
Emmiler türküsü yankılanırken uyuya kalır.
Rüyasında yaranı, kadınlar pazarında bir ara
bekçilik yapan ''Gavur İmam'ı'' görür. Asıl adı
Hüseyin olan Gavur İmam, o sıralar bir camide
imamlık yapmaktadır. Her günkü gibi yatsı namazını
kıldırıp, caminin kapısını kilitlemiş, başında
sarığı, sırtında cüppesi, elinde şak şak tespih ile
ağır ağır evine giderken birden irkilir!. Kulak
kabartır?! Bir saz dövünmektedir uzaktan!.. Gavur
İmam olduğu yere mıhlanır. Bir süre evi dinler.
Evet! Evet! Artık şüphesi kalmamıştır, bir oturaktır
bu. Olanca haşmetiyle dışarıya taşan ahenk onu
cezbeder, eli gayri ihtiyari kapının tokmağına
gider. O da ne?!.. Kapı açıktır, dalar. Bu bir bağ
evidir. Daha iyi duyabilmek için, gider, pencerenin
altına çöker. Şuh zil sesleri arasında, yanık yanık
türkü söyleyen Gökmen Hasan Hüseyin Ağa'yı tanır;
Eremedim vefasına dünyanın
Bülbül konmuş sarayına Konya'nın
Bunu duyan Gavur İmam, artık dayanamaz, kapıyı
tıklatır, kapı açılır, içeri girer. Bir oturak
kadını zarif, kıvrak hareketlerle, ayaklan adeta
yere basmamacasına zil dövmektedir. Dem, nargile ve
ahenk birbirlerine sinmiş; içeriyi tatlı bir
sarhoşluk kaplamıştı. Gavur İmam, hemen kapının
yanına çöktü ve terbiyeli sesiyle dövünmeye başladı;
Eremedim vefasına dünyanın
Bülbül konmuş sarayına Konya'nın;
derken herkes onu fark etti. Başında sarık, sırtında
cüppeyle onu görünce şaşırdılar, fakat şaşkınlıktan
kısa sürdü; tanımışlardı.
Hoşgörüsü ve muhabbet ehli olmasıyla tanınan Gavur
İmam'dı. Türkü bitti, ara verdiler.
Oyuncu kadın boşalan kadehleri testideki kaçak
rakıyla tazeledikten soma, bir kadeh de Gavur İmam'a
uzattı. Gavur İmam içmedi. O muhabbetten, zaten
sarhoşlamıştı. Bunun üzerine oyuncu kadın, eline
koca bir döğme gümüş tabaka alarak sigara sardı ve
meclistekilere tek tek ikram ederek yaktı.
Saatler çabucak geçmişti. Ortalık ağarmaya
başlayınca, Gavur İmam'ın aklı başına geldi. Bir
süre düşündü, soma ani bir kararla sırtından
cüppesini, başından sarığını ve saltasının cebinden
camiinin anahtarını çıkarıp, kendisine kapıyı açan
gencin eline verdi ve kulağına şöyle fısıldadı;
''Bunları camiye götür, cemaatten birine ver, Gavur
İmam artık gelmeyecek, Eremedim vefasına dünyanın
türküsünü çağıracak de!''
Gökmen Hasan Hüseyin Ağa yatsı ezanlarıyla uyandı.
Kendini hala oturakta zannediyordu. Fakat yüzüne
çarpan serin yel, ona rüya gördüğünü hatırlattı. O
ne biçim rüyaydı öyle? Hem öyle bir türküsü de
yoktu. İçinden yakılmamış türküyü okumak geldi,
salıverdi sesini;
Eremedim vefasına dünyanın
Bülbül konmuş sarayına Konya'nın
Aksaray'dan Bakırtolu'na yol gider
Sürmelenmiş ela gözlü yol gider
Uzamışsın hay sevdiğim dal gibi
Gelip geçen selam vermen el gibi
Beyler besler merrak için tazıyı
Kadir mevlam böyle yazmış yazıyı
Devem yüksek atamadım urganı
Susadıkça ver ağzıma gerdanı
Saçım uzun ben saçımı tararım
Var mı benim Konyalıya zararım
Ağzından dökülen sözlere kendisi de şaşırdı. Tuhaf
duygular içindeydi. Bir an ürperdi. Kalktı, yatmak
üzere ahır sekisine3 doğru yollandı. Döşeğini serdi,
soyundu, yattı ve uyudu.
Bu gün Hacı Fettah Mezarlığında uyuyan Gökmen Hasan
Hüseyin Ağa'nın bu türküsü, yıllarca dillerden
düşmemiş, oturak alemlerinin baş köşesine
oturtulmuş, sazların iniltisinde nağmeleri dolanmış,
sıla hasreti, yar hasreti çekenlerin, dünyanın
vefasına eremeyenlerin gönlünde günümüze kadar
ulaşmıştır.
1-Kaynak Kişiler: 1.Mazhar Sakman; 2.Hüseyin
Çağıllar
2-Eskiden hazır sigaraya verilen İsim
3-Konya köy evlerinde ahırın yanındaki büyük oda
Kaynak:
Mehmet Tahir Sakman
Dünden Bugüne Konya Oturakları
İstanbul, 2001 |
|
|
|
|